31
Oca

Dini Konu?!…

 Gönderen: Sermat || Kategori: Din, Genel, Hayat, Kişisel, Yalnızlık

Sabaha karşı 06:20 gibi otururken sınavların etkisiyle bunalmaktan, sıkılmaktan ve 1 haftadır düzensiz uykunun da etkisiyle güzel bir söz ettim. : )

Tanrı sanrısal ise ve sanrılar gerçekse, gerçek sandığımız şeyler yalandır…

Ardından MSN Messenger’ımda uzun bir süredir konuştuğum arkadaşımla sohbet koyulaşınca kendisinin ateist olduğunu söyledi, tabi ortaokulu Anadolu İmam-Hatip lisesinde okumuş birisi olarak biraz garip karşıladım. Kendisi ile konuşuken zamanında Kur’an’ı ezbere bildiğini günde beş vakit namaz kıldığını söyledi. Ardından DP forumlarından bir abiye yazının nasıl olduğunu sordum, yönlendirmek gibi olmaması için yorum yapmak istemedi ancak biraz zorlayınca onun da deist olduğunu öğrenince çok şaşırdım diyebilirim.

Yalnız bu arada benim de bir anlamda sorunlarımın olduğunun farkına vardım , nasıl derseniz bende de bazı fikir boşlukları oluşmuş. Sabit fikirli olaylara at gözlüğü ile bakmayan birisi olarak ev arkadaşımında deist olmasıyla ilgili olsa gerek bazı sorularım vardı. Mesela neden peygamberlerin büyük kısmı hep aynı soydan geliyorlardı? O soyun bir özelliği mi vardı? Neden o soydaki insanlar cennete girmeyi garantilemişlerdi? Belkide ben peygamber olsaydım cennete gitmeyi ben garanti altına almış olmayacakmıydım?
Allah bir insan aracılığı ile değil de (melekleri ile) her insanın rüyasında gerçeği söylese ve tüm insanlar eşit olarak başlasa daha iyi olmaz mıydı?… Yada ev arkadaşımın dediği şey mantıklı geldiği için yazıyorum, Allah’ın subuti sıfatlarından;

İlim

  • Allah Teâlâ’nın her şey’i bilmesi, ilminin her şey’i kuşatması demektir. Bu âlemi en güzel şekilde, en mükemmel bir nizâm üzere yaratan ve onu idare eden Zât-ı Akdes’in, yarattığı varlığı en ince teferruatına kadar bilmesi gerekir. Zira hakikatı, faydası, lüzum ve hikmeti bilinmeyen bir şey, nasıl yaratılabilir? O halde yaratıcının bir şey’i yaratabilmesi için, evvelâ ilim sâhibi olması, sonra o ilmin icablarına göre yaratması şarttır. Bundan başka, îman ve sâlih amel sâhiplerini mükâfatlandırmak, isyan eden ve kötü yolda olanları da cezalandırmak, ancak bu kimselerin yaptıklarını bütün teferruatı ile bilmekle mümkündür. İlmin zıddı cehil, gaflet ve unutkanlıktır. Bütün bunlar Hak Teâlâ hakkında muhaldir.

İlim her şeyi bilmesi anlamına geliyorsa, kaderimizi de biliyordur, dolayısıyla eğer yaratıcı bizim yaptığımız eylemlerin sonucu dahil her şeyi biliyorsa, gerçek anlamda irade yoktur. Çünkü irademiz ile seçtiğimizi sandığımız şeyin sonuçlarını da biliyor…

Bunu daha önceden arkadaşım dile getirdiğinde diyanet işlerine mail atarak cevap istemiştim gelen cevap şu şekilde:
Re: kader
From: Din İşl.Y.K.Bşk.Arged (dinisorular@diyanet.gov.tr)
Sent: Mon 11/21/05 3:22 PM
To: serhat yolaçan (serhatyolacan@mail.com)

Kader Allahu Teâlâ’nın ezelden ebede kadar olacak her şeyi en ince
ayrıntısı ile bilip tayin ve takdir etmesidir.
Kaza ise, Cenab-ı Hakk’ın, ezelde irade ve takdir buyurduğu şeylerin,
zamanı gelince, O’nun ilim, irade ve takdirine uygun olarak meydana
gelmesidir.
Kâinatta her olay, cenab-ı Allah’ın irade ve takdiriyle meydana gelir.
Kader ve kaza Allah’ın ilim, irade, kudret ve tekvin sıfatlarının zorunlu
bir sonucudur. Her şey, Cenab-ı Hakk’ın ilim, irade ve kudretiyle
gerçekleşmekte ve belli bir plana göre olmaktadır. İşte kader, bu planın
hazırlanması; kaza ise icra edilmesi, yani yerine getirilmesi demektir.
İnsanla ilgili kader iki kısımdır. Birincisi insanın kendi iradesini
sarfederek giriştiği işlere bağlıdır. İkincisi, insanın iradesi dışında
meydana gelen olaylara aittir.
Birincisinin meydana gelmesine insanlar sebep olmaktadır. Şöyle ki, Allah
kullarına hayrı da şerride serbestçe seçecek ölçüde bir irade vermiştir.
İnsan, bu iradesiyle hayır ve şerden dilediğini seçebilmekte; kulun
seçtiğini de Allah yaratmaktadır. Allah kulun iradesini bir şeye
sarfettikten sonra onu yaratmaktadır. İster hayır ister şer olsun, işte
hayır ve şerrin yüce Allah’tan olması bu demektir. Ancak, yüce Allahu
Teâlâ’ınn şerre rızası yoktur. Bu tibarla kul, cüz’i iradesini sarfettiği
işlerden sorumludur. Yüce Allah benim hakkımda böyle takdir etmiş diyemez.
Çünkü yüce Allah’(c.c.)ın ezeldeki ilim ve takdiri, O’nun cüz’i iradesini
belli bir işe sarfını gerektirmez. Aksine Allah(c.c.), onun iradesini ne
yönde sarfedeceğini ezeli ilmiyle bildiği için takdirini o yönde yapmıştır.
Yoksa Allahu Teâlâ öyle bildiği ve takdir ettiği için, kul iradesini o yönde
sarfetmekte ve onu mecburen yapmakta değildir.
Allahu Teâlâ, bütün tabii olaylar gibi, dünya ve ahiret mutluluğunu da
birtakım sebep ve şartlara bağlamıştır. Sebebini yerine getirmeden bir işin
kendiliğinden olmasını isteme, ilahi kanunlara aykırıdır. Yüce
Allah(c.c.)’tan bir şey istemenin yolu, o şeyin sebeplerine başvurmaktır.
Mesela çocuk edinmenin yolu evlenmek, kazanç sağlamanın yolu çalışmak olduğu
gibi, cenneti istemenin yolu da dinin emirlerine uymaktır. Bunların hepsi
Allah’ın takdiridir. Biz, önce istediğimiz şeylerin sebeplerini yerine
getirmek durumdayız, üzerimize düşeni yaptıktan sona, gerisini (onu
gerçekleşmesini) Allah’ın takdirine bırakırız. Üzerine düşeni yapmadan;
“Allah ne takdir ettiyse o olur” demek tevekkül değildir.
İnsanın kendi iradesi dışında meydana gelen olaylarda ise onun sorumluluğu
yoktur. Bir insanın erkek veya kadın olması, dünyaya gelip gelmemesi,
ömrünün uzun veya kısa olması gibi hususlar böyledir. Yine bunun gibi başa
gelen bazı musibetler de kulları imtihan içindir. Mü’minlerin bunlara
sabretmesi gerekir.
Özetleyecek olursak, Kâinatta meydana gelen her şeyi ezelde takdir eden ve
zamanı gelince de onu yaratan Allah’tır. Kulun da olmasını istediği şey
için, iradesini sarfetme ve tercih etme yetkisi vardır. Bu tercih yetkisine
“irade-i cüz’iyye” denir. İnsan bununla sorumluluk altına girer. Allah’ın
her şeyi ezelde bilip takdir etmiş olması, bizim yapmak veya yapmamak
istediğimiz şeyler konusunda cüz’i irademizi sarfetmemize engel değildir. O
halde kulun görevi, iradesini iyi yöne sarfetmek ve üzerine düşeni yaptıktan
sonra gerisini Allah’a bırakmak ve O’na güvenmektir.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

Çok ayrıntılı sorular sorduğum için pek sevilmeyen birisi olduğum doğru ancak bazı şeylerin cevabını
alamamak ve insan beyni almaz böyle şeyleri gibi ifadeleri doğru bulmuyorum diyebilirim, yani bu cevap beni tam olarak tatmin etmemişti…

Yeni bir yazıda ve kafa karışıklığıyla birlikte olmak üzere…
Sağlıcakla kalın…

Bu yazı Perşembe, Ocak 31st, 2008 tarihinde, saat 9:07 am civarı Din, Genel, Hayat, Kişisel, Yalnızlık kategorilerinde yollandı. Yapılan yorumları RSS 2.0 beslemesi ile de takip edebilirsiniz. Bu yazıya yorum yapabilir, yada kendi siteniz üzerinden geri izleme yapabilirsiniz.

Bir cevap yazın

Adınız (*)
Mailiniz (Yayımlanmayacak) (*)
Siteniz (Opsiyonel)
Yorum