İşte bu yüzden yapamıyorum. İçimdeki alevleri bu söndürücüler ile söndürüyolarlar. Hitler resim çizmek isteyen sıradan bir insanken şimdi belki de dünyanın sonuna kadar hatırlanacak bir isim. Onu bu hale getiren reddedilmesi, aşağılanması ve sınırlandırılmaya çalışılmasıydı. Hitler reddedilmese belki de kimsenin adını bilmediği bir ressam olarak ölecek ve sonsuzluk içerisinde kaybolacaktı. Sonsuzdan ha bir eksik ha bir fazla. Hiç yaşamamış gibi. Aslında her şey yalan. Ne kadar klasik bir söz değil mi ama gerçekten öyle. Gördüğümüzü sandığımız şeyler, ışığın yansımasının göz tarafından işlenip beyin tarafından yorumlanmasından ibaret değil mi? Matrix filminde Morpheus Neo’ya kırmızı hapı verdikten sonra şöyle diyor: Düşün Neo çok gerçekçi bir rüya görsek ve bu rüyadan hiç uyanmasak, gerçeğin farkına varabilir miydik?
Hayallerimi paylaştığımda hor görülüyor, aşağılanıyorum, alay ediliyor benle. Belki de herkes benim durumumda ama içindeki nihilist kişilik bunu umursamamasını söylüyor. Genelde bu durum sen kim dediklerini yapmak gibi. Ayakların biraz yere bassın gibi… Ancak içimde bir yerlerde hissediyorum. Tahmin edemediğim bir zaman diliminde ben de önemli birisi olacağım. Aslında benim de amacım ölümsüz olmak. Bunu belki de çok az kişiyle paylaşmışımdır. Ben de herkes gibi ölümden korkuyorum ancak bildiğimiz fiziksel ölüm değil. Gerçek anlamda ölmekten, yok olmaktan, hiç yaşamamış gibi olmaktan, sonsuzluğun içerisinde sıradan bir parça olmaktan…
Bu korkumun haklı ve belki de en önemli sebebi hep sınırlanmış olmam. Arkadaşlarım bana düz adam diyorlar. Haklılar da, nedeni basit: Matematik. Hayatımda büyük yer kaplamasından ve gelecekte mesleğim olacak olmasından dolayı olsa gerek, sunduğum her fikri ispatlamak zorundayım gibi hissediyorum. Bir şey söylediğimde daha önceki düşünürlerin sözleriyle onu desteklemek zorundayım gibi. Bunların hepsi daha önce de belirttiğim gibi sınırlayıcı, kural koyucu zihniyet yüzünden. Disiplin ayrı bir olay onu bir kenarı almak şart.
Çözüm var mı? Nietzsche diyor ki “Ümit kötüdür, işkenceyi uzatır.” işte bu yüzden ümit etmeyi bıraktım. Dolayısıyla daha rasyonel çözümler aramaya başladım diyebilirim. Aslında bir çözüm var ama 1986 yılından 2010 yılına kadar geçen zaman dilimi içerisinde rahat yaşadığımdan, şımartıldığımdan olsa gerek cesaret edemiyorum. Çünkü benim dünyam hep bana verilenlerden ibaret oldu. Hiç daha fazlası vaat edilmedi. Bu hep elindekine şükret zihniyetinden de kaynaklı. Yerine göre iyi bir şey belki ama yaratıcılığın körelmesi neredeyse tamamen buna bağlı. okumaya devam edin…