<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Serhat Yolaçan</title>
	<atom:link href="http://www.serhatyolacan.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.serhatyolacan.com</link>
	<description>internet sitesidir</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2010 10:19:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>TÜBİTAK Başkanı Sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş’e Açık Mektup</title>
		<link>http://www.serhatyolacan.com/tubitak-baskani-sayin-prof-dr-nuket-yetise-acik-mektup/</link>
		<comments>http://www.serhatyolacan.com/tubitak-baskani-sayin-prof-dr-nuket-yetise-acik-mektup/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 12:13:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhat Yolaçan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnanıyorum]]></category>
		<category><![CDATA[açık mektup]]></category>
		<category><![CDATA[ali nesin]]></category>
		<category><![CDATA[matematik köyü]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak'tan şikayetçiyiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serhatyolacan.com/?p=26</guid>
		<description><![CDATA[Bu açık mektup Prof. Dr. Ali Nesin tarafından TÜBİTAK başkanı sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş&#8217;e yazılmıştır. Sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş, Sorumlusu olduğunuz TÜBİTAK’tan şikâyetçiyim. Sadece ben değil, matematikçi ya da değil, tanıdığım herkes şikâyetçi. Ben kendi dertlerimi size anlatmak istiyorum. Eğer isterseniz diğerlerinin dertlerini kendilerine sorup dinlersiniz. Sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş, Basından mutlaka [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5 style="text-align: center;"><strong>Bu açık mektup Prof. Dr. Ali Nesin tarafından TÜBİTAK başkanı sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş&#8217;e yazılmıştır.</strong></h5>
<p>Sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş, Sorumlusu olduğunuz TÜBİTAK’tan şikâyetçiyim. Sadece ben değil, matematikçi ya da değil, tanıdığım herkes şikâyetçi. Ben kendi dertlerimi size anlatmak istiyorum. Eğer isterseniz diğerlerinin dertlerini kendilerine sorup dinlersiniz.</p>
<p>Sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş, Basından mutlaka takip etmişsinizdir: 2007 yılında Şirince’de dağ başında, Nesin Vakfı bünyesinde bir “Matematik Köyü” kurduk. Kereste, taş, çamur ve samandan yapılmış geleneksel tarzda evleriyle, taş kaplanmış avluları ve daracık serin sokaklarıyla, çardakları, amfitiyatrosu, sadeliği ve içtenliğiyle, herkesin ilk bakışta âşık olduğu dünya güzeli yemyeşil bir köy oldu.Halkımızın maddi katkısı ve emeğiyle kurduk bu köyü. Çoluk çocuk ve gönüllüler çalıştı inşaatında. Tam bir imece ürünü. Başka türlüsü de olamazdı zaten, biz günü gününe yaşayan mütevazı bir vakıfız. Hiçbir maddi çıkar gütmeden bireysel çabalarımla 1998’ten beri her yaz düzenlediğim matematik yazokullarını artık Matematik Köyü’nde yapıyorum. Her yaz 500 dolayında liseli ve üniversiteli genç Matematik Köyü’nde dünya çapında matematikçilerle ve olağanüstü bir matematikle tanışıyor. Söylemeye gerek var mı? Bu öğrencilerin büyük çoğunluğu dar gelirli ya da yoksul. Dünyanın her yerinde böyle bir girişim devlet tarafından desteklenir. Biz de projelerimizi desteklemesi için doğal olarak TÜBİTAK’a başvuruyoruz. Bu yıl da 11 yazokulu projemizin 7’sine maddi destek vermesi için TÜBİTAK’a başvurduk. Tüm projelerimizi desteklemeyeceğini deneyimle bildiğimizden, sunduğumuz projelerin iki ya da üçünü desteklerse, bu destekle diğer projelerimizi de yürütebileceğimizi düşündük. TÜBİTAK, 7 projemizin 7’sini de reddetti!</p>
<p>Sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş, İzin verirseniz devam etmeden önce TÜBİTAK’la ilgili bir anımı aktarmak istiyorum. Bundan bir iki yıl önceydi. Matematik Köyü’nde liseliler için bir proje tasarlayıp TÜBİTAK’a sunmuştuk. Bir zaman sonra bir yazı geldi TÜBİTAK’tan. Ankara’ya gelip projeyi panelistler, yani hakemler önünde anlatmamı istiyorlardı. “Herhalde bu herkese yollanan bir yazı, panelistler proje sunan, ama tanımadıkları, güvenmedikleri lise öğretmenlerini yakından tanımak için böyle yapıyorlar, herhalde bu davet bana yönelik değildir,” diye geçirdim içimden. Gene de emin olamayıp TÜBİTAK’a telefonla sordum. Benim de projemi panel önünde anlatmam gerekiyormuş&#8230; Projede her şey anlaşılmazmış&#8230; Oysa projemizde her şey yazıyordu, ne eksik olabilirdi ki, nesi anlaşılmayabilirdi ki? Randevu verilen gün ve saatte bir işimin olup olmadığı da sorulmamıştı. Gitmek zorundaydım. Yol parasını da ödemiyorlardı. İşimi gücümü bırakıp İstanbul’dan Ankara’ya, TÜBİTAK’a gittim. Bekleme odasında bir süre bekledikten sonra panelin önüne çıktım. Başkan ortayaşlı bir hanımdı. İkinci başkan, ya da panelin ikinci etkili ismi Darwin skandalında da adı geçen Sayın Çiğdem Atakuman’dı. Diğer beş panelist 20’li yaşlarda gencecik insanlardı. Elli yaşında bir profesörü İstanbul’dan Ankara’ya getirterek huzurlarına çağırmakta hiçbir beis görmemişlerdi. Başkan sözü aldı:</p>
<p>- Ali Bey, dedi, ben projeleri önceden okumam. Bana projenizi anlatır mısınız?</p>
<p>Biliyorum inanılır gibi değil ama aynen böyle söyledi. Sayın Çiğdem Atakuman o günü anımsar sanıyorum, kendisine de sorabilirsiniz. Dayanamayıp bunun nedenini sordum.</p>
<p>- Çünkü projelerden habersiz geldiğimde çok ilginç sorular soruyorum, başkalarının hiç dikkatini çekmeyen şeyleri görüyorum&#8230; Öyle değil mi arkadaşlar?</p>
<p>Diye sorup etrafındaki gençlere baktı onay bekleyerek. Diğerleri, nerdeyse tek bir ağızdan,</p>
<p>- Evet efendim, öyle efendim, dediler, çok ilginç sorular soruyorsunuz&#8230;</p>
<p>Neden çağrıldığımı anlamıştım. Bu saygısızlık karşısında bana sadece susmak düşüyordu. Projeyi anlatmam istendi. Anlattım. Başkan,</p>
<p>- Ali Bey, dedi, derslerinizde soracağınız sorulardan bir kaçını rica edebilir miyim?</p>
<p>En ilginç bulduğum birkaç soruyu söyledim. Kısa bir sessizlik oldu. Başkan etrafına bakındı. Herhalde kendisinden soruların yanıtlarını beklediğimi sanmış olmalı ki, sinirli sinirli gülümseyerek,</p>
<p>- <strong>Eskiden olsaydı bunların hepsine şıp diye cevap verirdim, dedi, ama unuttum bu konuları şimdi</strong>&#8230;</p>
<p><strong><em>Oysa sorularımın hepsi değme matematikçiyi zorlayacak sorulardı.</em></strong> Kendim uydurduğum bu soruların bazılarının yanıtını bulmak için günlerce düşünmüştüm. Bazılarınınkini de hiç bulamamıştım&#8230; Ben sadece “ne kadar güzel sorular değil mi, güzel olduklarını teyit edin, heyecanımı paylaşın” anlamına bakmıştım panelistlerin yüzüne. Oysa onlar soruları bile anlamamışlardı.Başkan devam etti konuşmasına:</p>
<p>- Ali Bey, dedi, biz sizi araştırmacı olarak çok iyi biliyoruz, tanınmış bir araştırmacısınız ve konunuzda belli ki çok iyisiniz, ama eğitimci olarak biz sizi hiç tanımıyoruz. İyi bir araştırmacı olmak demek illa iyi bir eğitimci olmak anlamına gelmez&#8230; Bu projede başarılı olacağınızı nasıl bilebiliriz ki?..</p>
<p>Bu aşamada projemi reddetmeye niyetli olduklarını anlamıştım. Son bir umutla kendimi savundum:</p>
<p>- Ama ben 5 yıldır liselilere yönelik Matematik Dünyası diye bir dergi çıkarıyorum&#8230; Derginin her sayısı on bin satıyor&#8230;</p>
<p>Etrafına bakınıp,</p>
<p>- Öyle mi? Bilmiyordum&#8230; Dedi.</p>
<p>Diğerleri “evet öyle” anlamına baş salladılar.</p>
<p>- Ayrıca, diye ekledim, 20 küsur yıldır onlarca kez basılmış 5-6 tane popüler matematik kitabım var&#8230; Gene etrafına sorgulayıcı bakışlar attı. Diğer panelistler gene “evet öyle” anlamına başlarını salladılar. Ayrıca haftada en az bir kez bir ilkokula, bir liseye konuşma vermeye giderim&#8230;</p>
<p>Başkan konuyu değiştirdi:</p>
<p>- Ali Bey, dedi, bizim konseptimiz daha çok eğlence ve oyun içeren projeler&#8230;</p>
<p>- Olabilir&#8230; Benim konseptim de böyle&#8230; Farklılık güzel şeydir&#8230;</p>
<p>- Ama biz bu tür projelere destek vermiyoruz, bizim konseptimize uymuyor&#8230;</p>
<p>- Afedersiniz ama burası sizin konseptinizi destekleme derneği değil. Sizin konseptiniz yazmıyor şartnamede.</p>
<p>- Üzgünüz..</p>
<p>Ayağa kalktım, kapıya doğru yönelirken,</p>
<p>- Destekleseniz de desteklemeseniz de bu proje gerçekleşecek, dedim sinirli sinirli.</p>
<p>Bu projeyi desteklemek sizin için ancak bir onur olabilir&#8230; Projem desteklenmedi elbet. Ama hiç olmazsa bu vesileyle bir panelist grubunuzla tanışma fırsatım oldu.Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da TÜBİTAK’a sunduğumuz tüm lise ve lisans yazokulu projelerimiz reddedildi. Geçen yıl hiçbir red gerekçesi gösterilmemişti. Bu yıl ısrarlarımız ve konunun basına yansıması karşısında red gerekçeleri sunuldu. Gerekçelerin bir kısmı yersiz, bir kısmı dayanaktan yoksun, bir başka deyişle her biri aslında bir bahane.Örneğin gerekçelerden biri, derslerin günün hangi saatinde yapılacağının belirtilmemesi. Alay gibi! Şartnamede olsaydı onu da yazardık ama yazmıyordu. Aklımıza da gelmedi doğrusu. Bir başkası, ve bana en ağır geleni, Matematik Köyü’nü benim kurmuş olmam ve yönetmem ve orada yapılacak ve benim de yer aldığım bir projenin desteklenmesinin etik olmadığı!</p>
<p>Sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş, Projelerimizin desteklenmesi için, Matematik Köyü’nde matematik öğretmemem gerekiyormuş! Hayatımın iki yılını ve varım yoğum her şeyimi verdim bu Köy’ü kurmak için. Başıma gelmedik bela da kalmadı. TÜBİTAK bu çabalarımdan dolayı beni kutlamak yerine, Köy’de yapılacak olan ve benim de yer aldığım projelere destek vermenin etik olmadığını söylüyor&#8230; Hayatını matematiğe ve matematik eğitimine adamış biri Matematik Köyü yerine tatil köyü ya da dersane mi kurmalıydı? Panelistler Türkiye’de nasıl para kazanılacağını bilmiyorlar mı?</p>
<p>Sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş,Kurumunuzun reddettiği projelerin her biri birer mücevher değerindedir. Sadece Türkiye’de değil, dünyada bu projelere eşdeğer bir proje kolay kolay bulunamaz. Özür dileyerek söylüyorum, ama gerçek bu: Bu projeleri haklı ya da haksız gerekçelerle reddetmek kimsenin haddi değildir. TÜBİTAK’ın bu projeleri öpüp başına koyması, destekleyecek bütçesi yoksa, başbakana, cumhurbaşkanına çıkıp örtülü ödenekten yalvar yakar para istemesi gerekir! Reddedilen projelerimizin değerini anlayacak kadar matematik bilmiyorsunuzdur muhtemelen, zaten bilmek zorunda da değilsiniz. Herkesin konusu ayrı. Bana inanmayın ve lütfen bir bilene, bir anlayana sorun. Konuyla hiçbir ilgisi olmayan ya da yönlendirilmiş panelistlerinize değil ama. Son olarak Sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş, tüm içtenliğimle şunu söylemek istiyorum: TÜBİTAK’tan destek almamamıza değil, TÜBİTAK’ın destek vermemesine üzülüyorum!</p>
<p>Saygılarımla,</p>
<p style="text-align: right;">Ali Nesin, İstanbul, 7 Haziran 2010</p>
<h6><strong>Kişisel fikirlerimi eklemeden yorumsuz paylaşıyorum sizlerle&#8230; Çünkü üstüne eklenecek bir şey yok&#8230; Bilgiye ne kadar değer verdiğimiz ve ülkemizde önemli yerlerdeki karar mekanizmasının ne kadar muhteşem insanların elinde olduğunu görüyoruz açıkça&#8230;</strong></h6>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serhatyolacan.com/tubitak-baskani-sayin-prof-dr-nuket-yetise-acik-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşünüyorum öyleyse varım&#8217;a taktım</title>
		<link>http://www.serhatyolacan.com/dusunuyorum-oyleyse-varima-taktim/</link>
		<comments>http://www.serhatyolacan.com/dusunuyorum-oyleyse-varima-taktim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Apr 2010 22:48:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhat Yolaçan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnanmıyorum]]></category>
		<category><![CDATA[Mini blog]]></category>
		<category><![CDATA[düş]]></category>
		<category><![CDATA[düşünüyorum]]></category>
		<category><![CDATA[öyleyse varım]]></category>
		<category><![CDATA[puslu kıralar atlası]]></category>
		<category><![CDATA[ya gerçek değilse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serhatyolacan.com/?p=18</guid>
		<description><![CDATA[Uzun süre önce İhsan Oktay Anar&#8217;ın ilk romanı &#8220;Puslu kıtalar atlası&#8221; isimli kitabı elime aldığımda farkına varmıştım. Kitabı bir güzel okumuş, etkilenmiş biri olarak kitabın arkasındaki yazıdan daha da fazla etkilenmiştim. Çünkü şöyle diyordu kitabın arkasında: Rendekar doğru mu söylüyor ? &#8220;Düşünüyorum öyle ise varım&#8221; oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süre önce İhsan Oktay Anar&#8217;ın ilk romanı &#8220;Puslu kıtalar atlası&#8221; isimli kitabı elime aldığımda farkına varmıştım. Kitabı bir güzel okumuş, etkilenmiş biri olarak kitabın arkasındaki yazıdan daha da fazla etkilenmiştim. Çünkü şöyle diyordu kitabın arkasında:</p>
<blockquote><p>Rendekar doğru mu söylüyor ? &#8220;Düşünüyorum öyle ise varım&#8221; oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum  sonucu da  çıkar. Düşünen bir adamı düşlüyorum. Düşündüğümü bildiğim  için ben varım. Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da  var olduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan  sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşlediğim  bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öyleyse gerçek olan biri beni  düşlüyor. O gerçek ben ise bir düş oluyorum.</p></blockquote>
<p>Her ne kadar anlamak için biraz çaba sarfetmek gerekiyorsa da, anlayınca anlatmak istediği şeyi başka kelimeler ile anlatamayacağını anlıyorsunuz :)</p>
<p>Bi&#8217; düşünün. Düşünüyorum öyleyse varım. Peki ya siz başkasının düşünde varsanız?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serhatyolacan.com/dusunuyorum-oyleyse-varima-taktim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sınırlandırılmışlık</title>
		<link>http://www.serhatyolacan.com/sinirlandirilmislik/</link>
		<comments>http://www.serhatyolacan.com/sinirlandirilmislik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Apr 2010 20:02:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhat Yolaçan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnanıyorum]]></category>
		<category><![CDATA[Mini blog]]></category>
		<category><![CDATA[baskı]]></category>
		<category><![CDATA[determinizm]]></category>
		<category><![CDATA[ezilme]]></category>
		<category><![CDATA[hedonizm]]></category>
		<category><![CDATA[sınırlandırılmışlık]]></category>
		<category><![CDATA[stokastik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serhatyolacan.com/?p=12</guid>
		<description><![CDATA[İşte bu yüzden yapamıyorum. İçimdeki alevleri bu söndürücüler ile söndürüyolarlar. Hitler resim çizmek isteyen sıradan bir insanken şimdi belki de dünyanın sonuna kadar hatırlanacak bir isim. Onu bu hale getiren reddedilmesi, aşağılanması ve sınırlandırılmaya çalışılmasıydı. Hitler reddedilmese belki de kimsenin adını bilmediği bir ressam olarak ölecek ve sonsuzluk içerisinde kaybolacaktı. Sonsuzdan ha bir eksik ha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İşte bu yüzden yapamıyorum. İçimdeki alevleri bu söndürücüler ile söndürüyolarlar. Hitler resim çizmek isteyen sıradan bir insanken şimdi belki de dünyanın sonuna kadar hatırlanacak bir isim. Onu bu hale getiren reddedilmesi, aşağılanması ve sınırlandırılmaya çalışılmasıydı. Hitler reddedilmese belki de kimsenin adını bilmediği bir ressam olarak ölecek ve sonsuzluk içerisinde kaybolacaktı. Sonsuzdan ha bir eksik ha bir fazla. Hiç yaşamamış gibi. Aslında her şey yalan. Ne kadar klasik bir söz değil mi ama gerçekten öyle. Gördüğümüzü sandığımız şeyler, ışığın yansımasının göz tarafından işlenip beyin tarafından yorumlanmasından ibaret değil mi? Matrix filminde Morpheus Neo’ya kırmızı hapı verdikten sonra şöyle diyor: Düşün Neo çok gerçekçi bir rüya görsek ve bu rüyadan hiç uyanmasak, gerçeğin farkına varabilir miydik?</p>
<p>Hayallerimi paylaştığımda hor görülüyor, aşağılanıyorum, alay ediliyor benle. Belki de herkes benim durumumda ama içindeki nihilist kişilik bunu umursamamasını söylüyor. Genelde bu durum sen kim dediklerini yapmak gibi. Ayakların biraz yere bassın gibi… Ancak içimde bir yerlerde hissediyorum. Tahmin edemediğim bir zaman diliminde ben de önemli birisi olacağım. Aslında benim de amacım ölümsüz olmak. Bunu belki de çok az kişiyle paylaşmışımdır. Ben de herkes gibi ölümden korkuyorum ancak bildiğimiz fiziksel ölüm değil. Gerçek anlamda ölmekten, yok olmaktan, hiç yaşamamış gibi olmaktan, sonsuzluğun içerisinde sıradan bir parça olmaktan…</p>
<p>Bu korkumun haklı ve belki de en önemli sebebi hep sınırlanmış olmam. Arkadaşlarım bana düz adam diyorlar. Haklılar da, nedeni basit: Matematik. Hayatımda büyük yer kaplamasından ve gelecekte mesleğim olacak olmasından dolayı olsa gerek, sunduğum her fikri ispatlamak zorundayım gibi hissediyorum. Bir şey söylediğimde daha önceki düşünürlerin sözleriyle onu desteklemek zorundayım gibi. Bunların hepsi daha önce de belirttiğim gibi sınırlayıcı, kural koyucu zihniyet yüzünden. Disiplin ayrı bir olay onu bir kenarı almak şart.</p>
<p>Çözüm var mı? Nietzsche diyor ki “Ümit kötüdür, işkenceyi uzatır.” işte bu yüzden ümit etmeyi bıraktım. Dolayısıyla daha rasyonel çözümler aramaya başladım diyebilirim. Aslında bir çözüm var ama 1986 yılından 2010 yılına kadar geçen zaman dilimi içerisinde rahat yaşadığımdan, şımartıldığımdan olsa gerek cesaret edemiyorum. Çünkü benim dünyam hep bana verilenlerden ibaret oldu. Hiç daha fazlası vaat edilmedi. Bu hep elindekine şükret zihniyetinden de kaynaklı. Yerine göre iyi bir şey belki ama yaratıcılığın körelmesi neredeyse tamamen buna bağlı.</p>
<p>Bana gülenlere bakıyorum. Uzun uzun düşünüyorum. Uzunca inceliyorum, sebep arıyorum. Neden düşlerim aşağılanıyor diye. Sonra belki de kendileri de cesaret edemedikleri için diyorum. Belki onlar da bu şekilde sınırlandırılmıştı ve kendilerinin yapmaya cesaret edemediği şeyleri başkasının yaptığını görmek istemiyorlardı ve gülmek, saldırmak bunun en basit yoluydu. Bu kısım tabiki kesin değil ama “Into the Wild” filmindeki (yine destekledim sözümü) gibi alıp başımı gitsem. Kimseyle konuşmasam, iletişim kurmasam? Yok bu da değil! Sıkıldım!..</p>
<p>Çaresizim aslında. Olaylar sürekli stokastik (rastgele) gelişiyor. Artık determinist değilim. Yok çünkü, kesin olan bir şey yok. Ayrıca her şeyin yalan ve göreceli olmasını karşı komşum da bana ayrıntılı şekilde gösterdi. 50 yaşında kadın belediyenin açtığı bilgisayar kursundan sertifika almış. Acaba bilgisayarı açıp kapamayı biliyor mu emin değilim. Şuanda bilgisayar konusunda benden daha üst konumda o kesin. Yeri gelmişken üniversitede başımdan geçen bilgisayar dersi olayını da anlatayım. Bize ikinci sınıfta verilen bilgisayar dersinde QuickBasic öğretildi. Bilgisayarda sadece MSN ve facebook’a girebilen he bir de açıp kapayabilen arkadaşım A ile geçmişken, ben 5. sınıfta zor verebildim. Bu arada bilmeyenler için yazıyorum QB programlama dilinden microsoft 90&#8242;lı yıllarda desteğini çekmişti. Çok ilginç, üniversite, bilgi yuvası, inovasyonun merkezi! Tabiki canım… (Yok diyemem, 1. sınıfta Ece adındaki Türk dili ve edebiyatı hocamızın zorla okuttuğu kitaplar gerçekten iyiydi. Umarım aynı uygulamaya devam ediyordur.)</p>
<p>Pesimist bir insan olarak bardağın sürekli boş kısmını mı gördüğümdendir bilmem bu haldeyim. Bazen tam anlamıyla bir hedonist bazense tam anlamıyla bir nihilist olmak istiyorum hayatımın akışı içinde. Ancak şüphesiz ki bunları da olamam. Sebebi yazının girişinde… O yüzdendir ki bende her şeyden biraz var. Genel kültürüm inanılmaz geniş. Bir çok şey hakkında ayrıntılı bilgiye sahibim. Ancak bu kadar işte. Ölümsüzlüğe ulaştıracak olan şey, “bir konudaki uzmanlık” yok. İşte bu dayatmalar, sınırlamalar yüzünden hiç bir konuda tam anlamıyla başarılı olamadım. Matematikçisin daha ne istiyorsun demeyin. Amacımı belirttim kocaman yazının içinde…</p>
<p>Bir arkadaşımın “Sonuçları seçimlerimiz değil, seçenekleri önümüze koyanlar belirler.” sözüyle yazımı bitirmek istiyorum. Üzgünüm ama gerçek bu malesef. Gerçekten herkesin özgür, tam anlamıyla, mutlak anlamda özgür olmasını dileyerek noktalıyorum.</p>
<p>Sevgiyle filan kalmayın. Sevgi de diğer her şey gibi bir çıkar aracı değil mi ki…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serhatyolacan.com/sinirlandirilmislik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bulamadığınız yazılar hakkında</title>
		<link>http://www.serhatyolacan.com/bulamadiginiz-yazilar-hakkinda/</link>
		<comments>http://www.serhatyolacan.com/bulamadiginiz-yazilar-hakkinda/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Apr 2010 20:01:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhat Yolaçan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mini blog]]></category>
		<category><![CDATA[sermat.org]]></category>
		<category><![CDATA[silinen yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serhatyolacan.com/?p=10</guid>
		<description><![CDATA[Köklü değişiklikler planladığımdan teknoloji, wordpress, tema, eklenti, tasarım, program tanıtımları gibi konuları bu amaç üzerine açtığım bloguma taşıdım. Umarım sıkıntı vermiyoruzdur… http://www.sermat.org]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Köklü değişiklikler planladığımdan teknoloji, wordpress, tema, eklenti, tasarım, program tanıtımları gibi konuları bu amaç üzerine açtığım bloguma taşıdım. Umarım sıkıntı vermiyoruzdur…</p>
<p><a title="sermat.org" href="http://www.sermat.org" target="_blank">http://www.sermat.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serhatyolacan.com/bulamadiginiz-yazilar-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Minified using disk: basic (Feed is rejected)
Page Caching using disk: basic

Served from: www.serhatyolacan.com @ 2012-02-07 16:41:11 -->
