Pi sayısı (π), bir dairenin çevresinin çapına bölümü ile elde edilen matematik sabiti. Pi sayısı ismini, Yunanca περίμετρον yani “çevre” sözcüğünün ilk harfi olan π harfinden alır. Bu harf Latin Alfabesi’nde Pİ ile sembolize edilir. Ayrıca pi sayısı Arşimet sabiti ve Ludolph sayısı olarak da bilinir.
Günlük kullanımda basitçe
olarak ifade edilmesine rağmen gerçek değerini ifade etmek için periyodik olarak tekrar etmeyen sonsuz sayıda basamağa ihtiyaç vardır. İlk 65 basamağa kadar ondalık açılımı şöyledir.
3, 14159 26535 89793 23846 26433 83279 50288 41971 69399 37510 58209 74944 5923
Babilliler’den beri Ortadoğu ve Akdeniz uygarlıklarının π sayısının varlığından haberdar oldukları bilinmektedir. Farklı antik uygarlıklar pi sayısı için farklı sayıları kullanmıştır. Örneğin MÖ 2000 yılı dolaylarında Babilliler π = 3 1/8, Antik Mısırlılar ise π = 256/81 yani yaklaşık 3,1605′i kullanmaktaydı. Yine de çok uzunca bir süre π’nin bir irrasyonel sayı olup olmadığı anlaşılamamıştır.
Çapı “1″ olan Daire’nin çevresi “π” olur.
(daha fazla…)
Yıl 1775, Amerikan ihtilali başladı. Amerikan kolonileri, İngiltere’den ve onun baskıcı monarşisinden kurtulmak istediler. İhtilal için birçok neden bulunsa da, içlerinden bir tanesi ana neden olarak göze çarpıyor: İngiltere Kralı III. George, kolonilerin elde ettikleri ve kendilerine kullandıkları faizsiz serbest kazancı yasakladı. Bunun yerine onları İngiltere Merkez Bankası’ndan kredi almaya zorlayarak, kolonileri borç içine soktu. Benjamin Franklin‘in de sonradan yazdığı gibi: Kral III. George‘un, kolonilerin sıradan insanları para babalarının pençesinden kurtaracak dürüst ve serbest bir para sistemini hayata geçirmelerini reddetmesi, muhtemelen ihtilalin başlıca sebebidir.
1783‘te Amerika, İngiltere’ye karşı bağımsızlığını kazandı. Halbuki, Merkez Bankası konseptiyle ve onları kuran açgözlü adamlarla yapılacak savaş daha yeni başlamıştı. Peki Merkez Bankası nedir? Merkez Bankası, tüm ulusun para birimini üreten bir kurumdur. Tarihteki örnekleri incelediğimizde, merkez bankacılığının temelinde iki şeyin yattığını görürüz. Faiz oranlarının kontrolü ve para arzının yani enflasyonun kontrolü. Merkez bankası aslında para vererek bir devlet ekonomisini beslemez, parayı devlete faizli borç olarak verir ve ödünç verdiği bu paranın miktarını yükselterek ya da düşürerek, piyasada işlem gören paranın değerini ayarlar. Anlamanız gereken şey, bütün bu sistem uzun vadede sadece tek bir şey üretir: Borç. Bu dümenin farkına varmak için çok fazla maharet gerekmiyor. Merkez bankası, ürettiği her bir doları faizli borç olarak verir. Bu, üretilen her bir dolar, doların kendisi ve buna ilaveten o doların belli bir yüzdedeki faizi demektir ve bir merkez bankası, tüm ulusun para birimini üretmekte tekel haline geldiğinde ve her bir doları, üzerine yapışmış borçla birlikte kiraladığında… Bu borcu ödeyeceğiniz para nereden gelir? O da yine merkez bankasından gelir. Yani merkez bankası, ortaya çıkan ödenmemiş borç açığını kapatmak için düzenli olarak para arzını arttırır. Tabi bu para da piyasaya faizli borç olarak verilir, o da daha fazla borç yaratır! Bu sistemin nihayi sonucu kesinlikle köleliktir. Hükümetin ve tabi ki halkın, bu kendi kendini yaratan borçtan kurtulması imkansızdır. Amerika Birleşik Devletlerinin kurucuları bunun çok iyi farkındaydı.
(daha fazla…)
Daha önce bu konuda sözü geçen bir blogun top 50 listesini yayımlamıştım. Şimdi ise bana göre en iyi distopik filmleri yayımlıyorum. Gerçeği sorgulama ise en sevdiğim kısımları… Buradaki listeleme en iyiden kötüye yada gişe hasılatına göre değil tamamen kişisel zevkime göredir. İzlediğim filmleri posterleri ve açıklamalarıyla, izlemediklerimi yada izlemeyi planlayıp izleyemediklerimi normal bağlantı olarak sunuyorum.
(daha fazla…)
Öncelikle distopik filmleri özellikle seçip izleme işine, DivxPlanet forumlarında dolaşmaya başladıktan sonra başladım diyebilirim. Matrix filmini izlemiş ve hastası olmuş biri olarak bu tarz gerçeği sorgulayan, aslında bir yanılgı içinde olabileceğimiz sorusunun akıllardan gitmemesine sebep olacak filmlerin adlarının distopiadan geldiğini de yine buradan öğrendim. Bir önceki yazımda alıntıladığım Siberpunk mantığını kullanarak distopik filmler yapıldı şu ana kadar. Karamsar bir gelecekte ele geçirilen insanlık ve normal olmayan bir insanın bu duruma müdahalesi… Genelde umutsuz gelecek; kendi ellerimizle yaptığımız makineler tarafından yaratılıyordu. Bunun olmadığı yani siberpunk mantığını kullanmayan bir distopik film var ve üstelik Türk filmi. Çok uzun soluklu bir proje olan “mahkum.net” sayesinde ilk yorum yazanın yönetmen yardımcısı bile olduğu olağan üstü film “Sıfır Dediğimde” filmini mutlaka seyredin. Giriş bölümünün ardından bu konuda otorite olmuş bir sitenin listesini sizlerle paylaşıyorum.
(daha fazla…)
James G. Ballard üzerine kısa notlar;
1- İkinci Dünya Savaşının kapanış görüntüsünü, o bir anda parıldayıp kaybolan ışığı karşı kıyıdan gören çocuk Ballard, savaşın yıkıcılığından ve daha sonradan ne olduğunu öğreneceği o güçlü ışıktan, nükleer teknolojinin ilk ve en kötü örneği olan bombadan, derinlemesine etkilenmiştir.
2- Bilim-kurgunun, şimdi biraz daha belirginleşen haliyle Siberpunk tarzına daha yakın yazan Ballard’ın ilgisi daha çok Gerçeklik ve giderek tutsağı olduğumuz hep daha ileriye, biraz daha ileriye giden Teknoloji üzerinedir.
3- Ballard’a göre, çağımızda yaşam; kitle iletişimi, imajlar, reklamlar ve reklamcılığın bir dalı olan politika gibi sayısız kurgulardan oluşur, gelecek şimdiyi anlamak için geçmişten daha iyi bir anahtardır. Bu yüzden bilim-kurguya inanır, içinde yaşadığımız bu kurgular arasındaki gerçekliği bulup ortaya çıkarma ve anlatma misyonunu bu önemli yazın türüne yükler.
4- Teknolojinin insanı tüm sinir sistemi ile, en basit güdülerinden en karmaşık davranışlarına kadar kendine bağlamasını, insanın teknolojiyle birleşmek isteyecek sapkınlığa ulaşmasını, bunun dehşetini ama giderek kaçınılmazlığını Crash-Çarpışma adlı eserinde anlatır. Cronenberg tarafından görselleştirilen eserin her karesinde tutku halini aşmış, esrik, makineyle bir olmak isteyen insan organizmasının “bize göre” sapkın bilinç hali verilir. Halbuki insandoğası buna müsaittir.
5- Yakın Geleceğin Mitosları-Myths of the Near Future adlı kitabında bir dizi gelecek tasarımı yapar, 1982’de yayınlanan bu kitabın “yoğun bakım” isimli öyküsünde; insanların tamamen tv ekranları ve kameralarla donatılmış mekanlarda hiçbir organik temas olmaksızın seks, aile, eğitim, alışveriş, tatil gibi işlerinin halledildiğini görürüz, teknoloji giderek hayatı kolaylaştırma adına insanı organik iletişimden, dokunmaktan, koklamaktan, hissetmekten alıkoymuştur. Bir süre sonra tüm gerçekliğin bu olacağı aşikardır.
Yapıtları:
The Crystal World
Crash, (filmleştirildi, yönetmen D. Cronenberg)
Concrete Island,
The Unlimited Dream Company,
Hello America,
Empire of the Sun(filmleştirildi, yönetmen S. Spielberg)
Kaynak
İzlediğimiz distopik filmlerin bu mantalitenin üzerine inşa edildiğini farzederek ön bilgi vermek istedim. Yakında çok beğendiğim distopik – bilim kurgu – aksiyon filmlerini inceleyip haklarında yorumlar yapacağım =)
Saygılar…
Aşağıda verdiğim linkteki oyuna bir daha çıkamamak üzere girmiş oluyorsunuz ona göre :) hoşça vakit geçirmek için birebir…
http://www.miniclip.com/games/bloxorz/en/